FLAŞ HABER
 Yolculuk!..Hazreti Peygamber’e Yolculuk.

Annemin bana o kutlu müjdeyi verdiği andı. "Oğlum hadi Umreye gidiyorsun, hemen hazırlan pasaport çıkartmaya gideceksiniz..." Ben ne olduğunu anlamamıştım. Bu duyduklarım gerçek mi rüya mı diye heyecanlı heyecanlı sorular soruyordum kendi kendime. Meğerse dedem, anneannem ve dayımlar, ne olursa olsun ufuk da gelsin demişler ve o gün ile beraber hayatımın en güzel anları başlamış oldu...

Pasaport ve vize işlemlerini bitirdikten sonra artık umre günü gelip çatmıştı. Biz aile olarak 11 kişi idik. Ben tüm hazırlıklarımı yaptıktan sonra valizimi alıp annem babam ve kardeşlerimle beraber anneannemin evine gittim. Herkes oradaydı. Herkesin gözleri parlıyordu ve ben hala inanamıyordum gideceğime. Yola koyulduk. İzmit Doğukışla parkının yanında, bizi havaalanına getirecek otobüsün yanına vardık. Ailelerimizle vedalaşıp helalleştikten sonra, gözyaşları içinde hava alanına yolculuğumuz başladı.

Hava alanına giderken Cuma namazını icra etmek için, Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN' ın kabrinin de olduğu merkez efendi mezarlığının hemen aşağısındaki camide durduk. Burada Cuma namazımızı icra ettikten sonra havaalanına tekrardan yol aldık. Nihayet Atatürk Havaalanına geldik. İçeri girdiğimizde içerisi çok kalabalıktı. Uçağımızın kalması yaklaşmıştı. Biz de hemen bavullarımızı uçak bagajına verip koştura koştura uçağımızın hareket edeceği ilgili kapıya doğru yöneldik. Uçağın kalkmasına 5 dk vardı. İçimde büyük bir korku belirdi, acaba uçak gider mi bizi almadan..? Kıl payı derler ya hani, aynen o şekilde uçağa yetiştik.

Medine, İslamiyetin yoğrulduğu, tüm ecirlerin bire bin olduğu, Hz. Peygamber tarafından korunan şehir. Hz. Peygamberin buyurduğu üzere " Ya Rabbi! Hz İbrahim Mekke'yi nasıl haram kıldıysa, bende Medine'yi haram kıldım(koruma altına aldım) ". Medine,  Âlemlere Rahmet gelen Hz. Peygamberin şehri. Peygamberin (s.a.v) geleceğini haber alan, Hz. Peygamberi hurma ağaçlarının tepesinde heyecanlı gözlerle bekleyen, Hz. Peygamber geldiğinde O'nu evinde misafir etmek için birbirleri ile yarışan Ensar'ın şehri. 95 yaşında, Kutlu Nebinin hadisinde yer alan o kutlu orduya mensup olabilmek için ta İstanbul'un surlarının dibine kadar gelip, burada şehid olan, İstanbul ve Türkiye'nin manevi kaynaklarından olan Ebu Eyyüb el Ensari'nin Şehri. Mekke'nin en yakışıklısı ve en zengini, genç yaşında Müslüman olup dünyanın tüm zenginliklerini elinin tersi ile itip, Hz. Peygamberin emri ile İslam'ı yaydığı ve ilk cumayı kıldırdığı Musab bin Umeyr’in şehri Medine...  Peygamberimiz (s.a.v) 'in koruması, amcası Hz. Hamza'ya ağlayan şehir. Bunlardan en önemlisi iki cihan Peygamberi Muhammet Mustafa (s.a.v) 'in Mübarek kabri şeriflerinin olduğu şehir. Medine...

Bütün bunları düşündükçe Medine'ye bir an önce ulaşmak istiyordum. Uçağımız hayırlısı ile Medine havaalanına indi. Rabbime sonsuz şükürler ettikten sonra büyük bir heyecanla Medine'nin havasıyla tanışmak için uçağın çıkış kapısına yöneldim. Herkeste bu heyecanı görmek mümkündü. Çıkış kapısına yönelirken sanki adımlarımı ben atmıyordum. Sanki adımlar kendi kendine atılıyor, hatta uçuyordum. Çünkü tek düşündüğüm Hz. Peygamber'in soluduğu havayla tanışmak. Uçaktan dışarıya adımımı attığımda sıcacık bir hava karşıladı beni. Çok huzurluydum. Doya doya içime çektim herkes gibi Medine havasını.

Tarifsiz bir heyecanla atan kalp sesleri yayılıyordu geceye.  Medine havaalanının içine girdim. Ben takım elbiseli memurlar beklerken karşıma 'haci haci' diyen, beyaz entariler içerisinde siyah yüzler karşıladı beni. Benim için bu hem şaşırtıcı hem de mutluluk vericiydi. Düşünsenize bundan tam 1400 yıl öncesi buralarda böyle sahabeler vardı. Beyaz entarilerin içerisinde Hz. Peygamberin Yıldızlara benzettiği sahabelerin torunları olan memurlar, gerekli prosedürleri uyguladıktan sonra bavulumu aldım. Bizi bekleyen otobüslere doğru hareket ettim. Bir yandan da sağa sola bakıp 'acaba rüyada mıyım' diye zihnimde koşturan sorulara cevap arıyordum. Otobüse bindim ve Mescidi Nebevi'nin yanında olan otelimize doğru hareket etti şoför.

                İlk buluşma...

Mustafa hocam anlatırken birden "evet şu an Hz. Peygamberin mübarek kabrinin bulunduğu Mescidi Nebevi'yi göreceğiz." Dedi.  İşte o an benim ve diğer umreciler için hayat durdu, gözler doldu. Dil ise Salâvatı Şeriften başka bir şey diyemiyordu. Otobüs yaklaştı mescide. Artık Mescidi Nebevinin minarelerinin parıltısıyla kamaşıyordu gözlerim. Mescide gelmeden Cennetül Baki Mezarlığını selamladık. İçerisinde Hz. Aişe ve Hz. Osman ve sayısız sahabenin kabirleri bulunuyordu. Mescide yaklaşıyordu otobüs. Heyecanım doruk noktasına ulaşmış sınırları zorluyordu. Mustafa Hocamız " işte Mescidi Nebevi, işte Rasulullah (s.a.v) " dedi. O an yaşadığım duyguyu burada kelimelere dökmek isterdim. Fakat o duyguyu yazacak ne bir kalem var, ne de o duyguyu kelimelere dökebilecek bir kalp. Salâvatı Şeriflerle inliyordu otobüs. Otobüsü inleten seslerimiz değil kalp atışlarımızdı. Çünkü dil kilitlenmişti, sadece kalp haykırıyordu 'Allahu Ekber' .

Otobüsten inip otelimize geldim. Kalbim Rasulullah (s.a.v) 'ı görmek istiyordu. Yüreğim O'nun aşkıyla atıyordu. Çünkü sadece birkaç adım ötedeydi Kutlu Nebi. Nihayet toplu olarak otelin önünden Hz. Peygamber'in huzuruna doğru yol aldık. Yüz metre yürüdükten sonra sağa doğru köşeyi dönünce beyaz yeşil renkli ışıklarla süslenmiş minareleriyle Mescidi Nebevi karşıladı bizi.

Hemen Hz. Peygamber'in kabrinin altında bulunduğu yeşil kubbenin önüne topladı hocamız bizi. Hz. Peygamberi selamladıktan sonra, el ile özel işlenmiş altın sarısı renkli ve üzerinde Muhammed yazan devasa kapılardan içeriye girdik. İçeride sayısız direk ve her direğin dibinde klimalar, hemen üzerinde Kur'an-ı Kerim, hemen yanında direğe yaslanan onlarca insanı gördüm ilk etapta. Ancak gözlerim Hz. Peygamber'i arıyordu ve nihayet büyük buluşma gerçekleşti. Hz. Peygamber ile karşı karşıyaydım.  Dilim tutuldu, dua etmeye çalıştım ama dilim ALLAHU EKBER dışında bir kelime sarf edemiyordu. Kalbim ise Hz. Peygamber'le konuşuyormuş gibi selam veriyordu kutlu nebiye.  Kabre yaklaştım ve Hz. Peygamber'in kokusunu ciğerlerime çektim. Dünyanın tüm güzel kokuları bir araya gelse bu kokunun zerresi etmezdi. Çünkü sadece bir koku değildi. Ruhu besleyen bir özelliği daha vardı. Sadece Hz. Peygamber'in kokusunu koklarken gözlerinizi kapatmanız yeterli. İşte o an ruhaniyetiniz manevi bir yolculuğa çıkıyor.         

Oradaki görevli askerler kabrin önünde durmamıza müsaade etmediler. Meğer çok kalabalıkmış orası. Ben bunu Hz. Peygamber'in huzurundan ayrılıp, kapıya yönelip arkama baktığımda fark ettim. O kadar büyülenmiştim ki gözlerim yüzlerce insanı görmemişti. Çünkü insanın yüreği bir yere kilitlenirse, yalnız bir şeyi düşünürse gözü başka bir şey görmez.  Mescitten çıkıp dışarıda iki rekat şükür namazı kıldım. Çok yorgundum. İstemeyerek te olsa dinlenmek için otele gittim. Uykuya dalar dalmaz çok geçmeden  bir sese uyandım. Bu ses Mescidi Nebevi Müezzininin sabah ezanı sesiydi. İnternetten yada televizyondan dinlediğimiz bu müthiş sesi canlı olarak duyduğum için bir yandan gözyaşı döküyor diğer yandan da Rabbime sonsuz şükürler ediyordum. Hemen kalktım ve abdest aldım. Dayımlarla birlikte Mescidi Nebevinin yolunu tuttuk. Bizim burada sabah namazı cemaati kısıtlıdır bunun tam tersine, ezan okunur okunmaz, Mescidi Nebeviye akın akın gelen insanları gördüm. Bu manzara karşısında içim huzurla doldu. Sabahın ilk saatleri olmasına rağmen hava yeterince sıcaktı. Hemen dışarıya dünyanın her yerinden namaza gelmiş ve saf oluşturmuş insanların yanına safa girdik dayımlarla beraber. Bir zaman sonra müezzin kamet getirdi. Bizim buradaki kametlerden biraz farklı idi. Ülkemizde ki kamette her kelime iki kere söylenirken, Medine de bir kere söyleniyordu. Kametin ardından namaz için kıyama durduk. Burada kıldığım ilk vakit namazıydı. Tüm dünyadan insanlar vardı sağımda solumda önümde ve arkamda...  ten renkleri farklı, boyları farklı, milletleri farklı. Dünyada konuşulan binlerce lisan var.  Ancak namazda tek dil vardı ve insanlar tek bir sözle namaza başladı "Allahu Ekber" . Tüm Dünya Allah Resulünün yanında Allahın huzurunda kıyamda...  Belki de dünya üzerinde bu kadar farklı milletlerden insanın bir araya gelip, tek bir amaç doğrultusunda, tek bir dille haykırdığı, başka bir yer bulmak zor. Aklıma Mescidi Nebeviden başka bir de Mescidi Haram ve Mescidi Aksa geliyor.

Sabah namazını büyük bir huşuyla kıldıktan sonra, Medine'nin topraklarını aydınlatmaya başlayan gün doğumunu izledim. Gün açtı ve sıcak kendini iyice hissettirmeye başladı. Ancak nem olmadığı için insan sıcaktan bunalmıyor. Hatta sıcaktan yandığımda gölgeye geçmem yeterli oluyordu. Bir vakit namazını dışarıda kılarken gölgeye bir yerde safa durmuştum. Namazın yarısında güneş gözüme vurmaya başladı. Sağ yanım güneşte ve sol yanım gölgede kaldı. İnanmayacaksınız belki de ancak, sağ tarafım sıcaktan yanarken, gölgede kalan sol tarafım gayet serindi. Bu durum karşısında çok şaşırdım.

Her vakit namazından sonra illaki en az bir cenaze olurdu. Cenazenin kim olduğu önemli değil. Kim olursa olsun vakit namazının ardından hemen cenaze namazı kılınıp, cenaze omuzlara alınıp hızlı adımlarla Cennetül Baki mezarlığına defnedilir. Orada öğrendim ki, orada kim olursan ol eğer ölürsen, cenazen ülke dışına çıkarılmıyor hemen en yakın mezarlığa defnin gerçekleşiyormuş.

Medine de kaldığım süre içerisinde Mustafa dayım ile beraber Milli Görüş kuruluşu olan Hennes Tour'un oteline gittik. Otelin tamamı Milli Görüşe ait. Otele gittiğimizde bizi çok sıcak ve samimi karşıladılar. Çay ikramı eşliğinde güzel bi sohbet ettik. Sohbetin akabinde akşam yemeğini yiyip otelden akşam namazı için ayrıldık.

Mescidin mimarisinde dikkatimi çeken yapılar vardı. Mesela boyları yirmi metreyi bulan, oradaki insanların can simidi niteliğinde devasa şemsiyeler. Sonradan Müslüman olmuş bir Alman firması tarafından, tanesi yaklaşık 2 milyon dolara mal ediliyormuş. Fakat o şemsiyeler Mescitte yaklaşık 1 milyon insanın namaz kılmasına olanak sağlıyor. Şemsiyeler kapandığında taş bir direk olarak gözüküyorlar. Dünyada eşine rastlamak çok zor. Yani o şemsiyeleri açılmış halini görmeyen insan, kapalı halde gördüğü şemsiyeleri sadece betondan direk zanneder ve deseniz ki bu şemsiyedir açılınca kocaman oluyor, inanmaz emin olun. Çünkü bir gün dayımlarla mescidin avlusunda gezerken kapalı şemsiyeleri gördük. Açılmış hallerini görmüştük ancak kapalı hallerine bakınca bunların nasıl açıldığı hakkında hayrete düşmüştük.

Dikkatimi çeken bir diğer yapı ise avluya döşenen mermerler. Mermerler tam bir seccade boyunda ve hepsi kıbleye doğru işlenmiş. Dışarıda namaz kılmak isteyen bir insanın kıbleyi şaşırma ihtimali, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girme ihtimali kadar düşük.

Günler çok çabuk geçiyordu. Sanki akreple yelkovan delice sinirlenmiş birbirini kovalıyor gibiydi. Zaman kolumdaki saatten farklı işliyordu. Son gece gelmişti. Artık bir gecem kalmıştı Medine de, Hz. Peygamber'in huzurunda. Mustafa dayımla beraber yeşil alanda yani Hz. Peygamberin hadisinde ' Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim kevser üzerindedir' buyurduğu Ravza-i Mutahhara da son namazı kılmak için gece geç saatte mescide gittik. Çünkü normal saatlerde oraya gidip namaz kılma şansı çok düşüktü. Gece geç saatte gitmemize rağmen içerisi kalabalıktı. Mescitte tüm halılar kırmızı renkteydi fakat bu bölge belli olsun diye burayı açık yeşil halıyla döşemişler. Bu yüzden yeşil yer ya da yeşil alan olarak dillerde gezmekte. Dayımla Ravzanın önüne geldiğimizde temizlik nedeni ile yeşil alan insan boyunda brandalarla kapatılmıştı. Çok titiz bir çalışmayla temizliyorlardı etrafı.  

Biz de dayımla hemen brandaların yanında kaza namazı kılıp sonrasında da Kur'an Okumaya karar verdik. Biraz kaza namazı kıldıktan sonra Kur'an okumaya başladım. Dayım ise kaza namazına devam ediyordu. Dayım namaz arasında kafasını birden ravzaya döndü. Bir hareketlilik vardı brandalarla kapalı alanda. "dayıcım gel" dedi dayım. Okuduğum ayeti bitirdim ve dayımın yanına gittim. Meğer branda açılacakmış. Hemen heyecanla brandanın tam dibine gittik ve umut dolu bekleyiş başladı. İçerideki askerler Arapça konuştuğu için pek bişey anlamıyorduk. Sadece konuşurken ki 'hadi artık açalım temizlik bittiyse' dercesine el hareketlerinden anlıyorduk ne yapmak istediklerini. Brandanın etrafı yüzlerce insanla doldu. Rabbim tüm bekleyişlerimizi, tüm hareketlerimizi ve tüm amaçlarımızı HAK üzere eylesin. Amin.

İçeride ki asker elini bize doğru göstererek orada çalışanlara brandayı açmalarını istedi. Büyük bir heyecan doldu yüreğimin tam ortasına. Acaba askerin el işaretlerinden doğru sonuç mu çıkarmıştım. Rabbimin izni ile içerideki çalışanlar brandayı açmak için önümüze geldiler. Doğru anlamıştım askerin söylemlerini. Rabbim dualarımı kabul etmişti. Dayımın yanına iyice yanaştım. Görevliler brandanın iplerini direklerden söker sökmez, branda ile beraber koşarak kenara çekildiler. Çünkü brandanın arkasında ki Allah aşığı Rasulullah aşığı yüzlerce insan vardı ve istemeden de olsa o görevlileri ezme riskleri vardı. Dayımla beraber ravzaya doğru koşmaya başladım. Eğer mümkün olsaydı uçacak gibiydim sevinçten. Ravzay-ı Mutahhara ya geldiğimiz an hemen uygun bir yerde bir günlük kaza namazına niyet ederek namaza başladım. Allah Rasulu'nun kokusu buram buram burnuma geliyordu. Çünkü cennette Hz. Peygamberin yanında namaz kılıyordum. Benim için paha biçilemez bir duyguydu. Namazımı kıldıktan sonra ellerimi Âlemlerin Rabbine açtım ve benden dua isteyen herkese dualarımı bir de cennet bahçesinde yaptım. O anki huzuru bu zamana kadar dünyanın hiçbir huzuru kaynağı vermemişti bana.  Diğer Müslüman kardeşlerimin de bu alanda namaz kılmasına olanak sağlamak için istemeyerek de olsa yeşil alandan çıktım. Hemen Ravzanın solunda bulunan Hz. Peygambere selam verip mescitte, yeşil alanın bulunduğu yerin arkasına oturduk dayımla beraber. Sonra İsa dayımı ve Soner abiyi aradı Mustafa dayım. Onlara Ravzanın müsait olduğunu söyleyerek haber verdi. Akabinde İsa dayım ve Soner abi de gelip son kez Ravzay-ı Mutahhara da namaz kıldılar. İbadetlerimizi yaptıktan sonra dayımlar ile beraber otelin yolunu tuttuk. Çünkü yarın Mescid-i Haram'a yani Mekke'ye yolculuk vardı. Son gecemizin böyle geçmesi beni ve dayımları son derece mutlu etmişti. Huzurla otelimize geri döndük. Kabeyi hayal ederek uyudum. Acaba nasıldı oralar. Ertesi gün yolculuk Mekke'ye yani Hz. İbrahim'in haram kıldığı (koruma altına aldığı) ve senede milyonlarca Müslümanın ziyaret ettiği Mescid-i Haram'a idi...

 

 

               

 

 

 

 

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
mustafa hoca 4 yıl önce

sevgili kardeşim çok kıymetli umrecim ufuk karaarslaner.. çok duygulu ve içten dile getirdiğin 2015 sömestr umremizin rabbi zül celal katında kabul ve makbul olmasını temenni ederim...

Misafir Avatar
Ali Erdem 4 yıl önce

Allah bizede görmek nasip etsin.

banner184