FLAŞ HABER
 

Yemek ve İnsan


Bir önceki yazımda fıtrattan, fıtratımızı etkileyen unsurlardan birinin de yediğimiz şeyler olduğundan bahsetmiştim. Sahi besinler fıtratımızı nasıl etkileyebilir?

Sadece ne yediğimiz değil ne zaman yediğimiz ne kadar yediğimiz ve niçin yediğimiz de önemli. Fark ettim ki millet olarak yeme alışkanlığı konusunda çok eksiğimiz hatta fazlamız var(!).. Bu alışkanlıklarımızı törpülememiz gereken Ramazan ayında bile midelerimizi tıka basa doldurup nefes alacak yer bırakmıyoruz. Normal zamanlarda 3 hatta 4 öğün dolu dolu yemek yiyoruz ve ne yediğimizi bilmiyoruz. Aç kalalım bir şey yemeyelim demiyorum ama her şeyin olduğu gibi yemek yemenin de bir adabı vardır. Buna bedenen ruhen ve hatta nefis terbiyesi için çokça ihtiyacımız var.

 

Hepimiz Peygamber ahlakıyla ahlaklanmak isteriz. Ben de gündelik işlerimde takıldığım bir konu olduğunda Peygamber Efendimizin bu konu hakkında tutumunu araştırırım. Her konuda bir çözüm yolu sunuyor bizlere. Yeme alışkanlığında da sünnet olan davranışlar vardır. Ne yediğini bilmek, kendisine yararlı olan şeyleri yemek, zevk için değil vücuda yarar sağlayacak şeyler yemek ve midemizi çok doldurmamak. Hayatımız boyunca bu hususlara dikkat etmek bizlere çok şey kazandırır.

Beslenmek vücudumuzun, hücrelerimizin temel bir ihtiyacı. Gün içinde acıkmadan çoğu kez yemek yiyoruz. Bu aslında alışkanlıklarımızın bir ürünü. Eğer insan 3 öğün aynı saatlerde yemeye alıştırırsa vücudunu, vücut kendini ona göre programlar ve o saatler geldiğinde acıktığını hisseder. 2 öğüne alışırsanız da ona göre şekillenirsiniz. Burada da insanın kendisini ne kadar tanıdığı devreye giriyor. 2 öğün yemek sünnettir hatta oruç tutarken de 2 öğün yeriz. Yani kaç öğüne yemek yemeye ihtiyacımız varsa ona göre yemeliyiz. Yediğimiz yiyecekleri bize sadece zevk verdiği için değil vücudumuza yarar sağlasın diye yemeliyiz. Diğer türlüsü bize yarar değil anca zarar verir. Bu konuda yine Hz. Muhammed (sav)'in hadisi geliyor aklıma;  “Âdemoğlu midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır. Ademoğluna belini doğrultacağı kadar lokma yeterlidir. Eğer nefsi galebe çalar ve daha fazla yemek isterse, bu durumda midesini üçe ayırsın; biri yemek, biri su, biri de rahat nefes için olsun”.

 

Peki ne yiyeceğiz? Haram lokma yemeyiz ona herkes dikkat eder. Ama içinde ne olduğunu bilmediğimiz türlü türlü şeyleri yiyoruz, yediriyoruz. Çağın hızına yetişmek için mecburuz ama değil mi? Dondurulmuş sebzeler, dondurulmuş meyveler, konserveler, sosisler, salamlar, fast-food, gazlı içecekler, abur cuburlar... Artık hepsi hayatımızın bir parçası ve vazgeçilmezi. Epidemiyolojik araştırmalar kanser hastalıklarının %35'inin, kalp damar hastalıklarının da %27'sinin besin ve beslenme ile ilgili faktörlere bağlamaktadır. Onun dışında astım, hiperaktivite, migren, vitamin eksikliği ve daha bir çok hastalık ortaya çıkıyor ama en önemlisi ne biliyor musunuz? Bazı gen bozukluklarına sebep olabiliyorlar. Bile bile lades... Önümüze koysalar dokunamayacağımız maddelere çin tuzu ekleyip yediriyorlar bizlere. Reklamlarda gösterildiği kadar masum yiyecekler mi yiyoruz? Cenabı Allah bizlere sayısız nimet vermiş. Şifa niyetine sayamayacağımız kadar besin ihsan etmiş. Poğaçaların üstüne süs olsun diye değil mesela o çörek otu.  Evvela yediğimiz şeyin ne olduğunu iyi bilmemiz gerekir. Çünkü bunları çocukları sevindirmek için ellerine tutuşturuyoruz. Kendi irademizle çocukları zehirliyoruz. Şifayı Rabbimizin taze ve temiz olarak indirdiği yiyeceklerde değil insan yapımı maddelerde arıyoruz. Gelecek nesli düşünmek hepimizin bir sorumluluğu olmalı. Fıtratımızı bozmamak adına yediğimiz besinlere ne kadar dikkat edersek ancak bizden sonraki nesillere bir faydamız dokunur. Dış güçlerin olmamızı istediği kişi değil Rabbimizin istediği fıtrat üzere olmalıyız.

 

Her şeyin maddi bir boyutu olduğu gibi manevi bir boyutu da vardır. İnsanız ve sadece bir et parçasından ibaret değiliz, nefsimiz de var. Nefsin olduğu her yerde bir sınır da olmalıdır. Sınırımız olmazsa yemek yiyip yatan bir hayvandan farkımız kalmaz. Az yemek insana şifadır. Bunu en çok Ramazan ayında anlıyoruz. Ramazan ayında midelerimizin sesini kısıp ruhumuzun sesini açıyoruz. Oruç tutmak insanı en çok terbiye eden eylemlerden biridir. Biz yediklerimize dikkat ettikçe fıtratımızı ona bağlı olarak da imanımızı koruruz Allah'ın izniyle. Son olarak manevi anlamda kendini gerçekleştirmiş, yeme alışkanlığı üzerine de bir çok gözlemi ve araştırması olan İbn-i Haldun’un sözünü bırakıyorum.

 

"İnsanı açlık değil, tokluk öldürür.



Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Ahşapçı 3 ay önce

yazınız çok güzel olmuş tebrik ederim

banner184