İhtiyaç mı ihtiras mı?

Klasik iktisat kitaplarının girişinde iktisat tarif edilirken şöyle bir tanım kullanılır: “Sınırsız insan ihtiyacının sınırlı (kıt) kaynaklarla karşılanmasıdır”

Bu tanımın, dünyadaki ekonomik gücü elinde tutan zihniyetin bir tezahürü olduğuna şüphe yoktur. Esasında bu durumun kavramlar üzerinden yürütülen bir psikolojik savaş olduğunu söylersek herhalde yanlış bir ifade kullanmış olmayız. Nitekim bu ve bunun gibi birçok tanım ve kavramlar, başta eğitim olmak üzere birçok kanal ile insanlara normal bir şeymiş gibi benimsetilerek “içselleştirme” amacı güdülmektedir.

Bilinçli, sorgulayan bir müslüman ol(a)mama adına yapılanlara kayıtsız kalmak tam manasıyla bu düzene entegre olmanın çabasız karşılığıdır. Duruma binayen tarafımızca bunun aksi vuku bulsun diye göstermeye gayret ettiğimiz duruşumuz, ilk olarak bu tanıma karşı durmakla başlamalıdır.

İslam perspektifinden bakıldığında denilebilir ki; ilk olarak sınırsız insan ihtiyacı diye bir şey söz konusu değildir olsa olsa sınırsız insan “ihtirasıdır” o. Bu ihtiras ise dünyalık heva ve heveslerinin esiri olmuş kişiler içindir, mü’min kimse bu olmasa gerektir.

 Ortaya koyduğu eserler ile çağlara seslenen İmam Gazali ise bakalım bu hususta ne diyor. Gazali ye göre ihtiyaç üç türlüdür. Bunlardan ilki temel gereksinimleri karşılamaya yönelik ihtiyaçlar. İkincisi hayatı kolaylaştırıcı ihtiyaçlar. Üçüncüsü ise zarafeti arttırıcı ihtiyaçlardır. Görüldüğü üzere bu minvaldeki bir anlayış ve yaşayış İslam adına en ideal olanı olsa gerektir.

Halbuki bilgi ve teknolojinin üst seviyelerde olduğu günümüz dünyasında bu tarifi uygulamak pek mümkün gözükmemektedir. Ekonomik sistem, kapitalizm varlığını idame ettirebilmek için sürekli ihtiyaç üretmek zorundadır. Buna ‘ihtiyaç’ duyar çünkü. Göz göre göre kredi reklamlarının normalleştirildiği, nüfusumuzun çok daha fazlası bir sayıda kredi kartı sahipliğinin olduğu bir duruma calib-i dikkat buyurunuz. Toplumun büyük bir kısmı daha temel gereksinimlerini tam karşılayamıyorken bırakın zarafeti lükse özentiliği bu durumla hiçbir şekilde bağdaştıramıyoruz. Bir dipnot Osmanlı döneminde zarafet, yükselme döneminde ortaya konulan eserlerde kendisini göstermiştir. Bu durumu, o dönemde ihtiyaç tanımının ilk iki maddesinin karşılandığı şeklinde de yorumlayabiliriz.

O halde ihtirasları körükleyen, geçici dünya hayatının içine tutsak eden bu zihniyetin karşısında nasıl bir tavır takınılmalıdır.

Özetle, şuur yeterli bir şart değil, gerekli bir şarttır.

Ne diyordu ünlü Türk mütefekkir; “Namaz kılan köleler olmayacağız”

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner184